BU UMUT BÜYÜRMÜ !

 

Dersimden geleli bir hafta oldu, hafta sonu arkadaşlarla buluşacağız. Önce Hüseyin abi, Metin ve Sibel'le ertesi gün Celal ve daha sonra Sinan'la bir araya geleceğiz. Daha çok bir araya gelmemiz gereken arkadaşlar var fakat vakit yok, birde zaten teknoloji gelişti öksürsek hemen duyuluyor, elimizden geldiğincede web sayfamızda yaptığımız çalışmaları kamuoyuna deklare ediyoruz. En son buluştuğum Sinan anlat diyor, sabırla dinliyor, sonunda bunları yaz web sayfasında yayınlayalım demesiyle, olmaz diye tepki veriyorum. Hem vakit yok hemde yazmam ve yapmam gereken diğer işler var diyorum ama nafile, Sinan işte kaçış yok mecburen yazıyoruz. Aradan bir aydan fazla zaman geçmiş sürekli yazı ne oldu diye sormaya devam ediyor, rahat bırakacağıda yok. Nihayet Temmuz ayında yazı bitiyor oda bende rahatlıyoruz.

Tunceli Üniversitesi Rektörü Sn.Durmuş Boztuğ'la yazışmalarımızdan sonra Viyana'ya gelmek istemesiyle yeni bir başlangıça adım atmış oluyoruz. İşyerinden Rektör beyin Viyana'da kalacağı dört gün için izin istiyorum, normalde Mayıs ayında izin zor fakat durumu bildiklerinden kabul ediyorlar. Hava alanında Rektör beyle ilk karşılaşmamızda çok sıcak bir ortam oluşuyor, biraz stresli olduğu belli daha sonra anlıyorumki, basketbol oynayan çocuğu maçta yaralandığı için şu an Elazığ'da hastahanede. Bende içimden keşke çocuğunun yanında olsaydı bizim yüzümüzden ailesinden uzak kaldı diye mırıldanıyorum.

Otele vardıktan sonra Viyana'nın en işlek caddesinde geziyoruz.Rektör bey bizleri daha yakından tanımak istiyor, açıkçası bizde kendisini. Hocam önümüzde üç gün daha var şimdi size ne desem bilmiyorum. Üç gün sonunda biz kimiz neyle uğraşıyoruz, neler yapmak istiyoruz konusunda eminimki yeterli bilgiye sahip olacaksınız diyorum. Rektör bey Tunceli Üniversitesi ile ilgili çok güzel şeyler söylüyor, ilk birkaç saatlik izlenimlerimden anlıyorumki Dersim ile ilgili gerçekten çok donanımlı. Güzel sohbet içinde saatler çabucak geçmiş, otele varıyoruz sabah görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

Sabah otelde buluşuyoruz, bugünkü plan ne diyor, hocam Doğa ve Tarih Müzesine ve Eczacılık fakültesine yarın gideceğiz, çünkü müze bugün kapalı. Yakınlarda küçük bir müze var isterseniz önce oraya gidelim diyorum, tamam diyor.

Karlsplatz Müzesine geliyoruz, en üst kattan başlayarak aşağıya doğru sergi alanlarını gezmeye başlıyoruz. Rektör beyin ilk izlenimleri çok olumlu oluyor, bende hemen, hocam yarın gideceğimiz müzeyle bu müze arasında dağlar kadar fark var. Doğa ve Tarih Müzesi kendi alanında dünyanın en iyilerinden burası hoşunuza gittiğine göre yarın çok memnun kalacaksınız diyorum. Müzeyi gezerken Rektör beyin iyi ingilizcesi yanında Almancayı da biraz bildiğini farkediyorum.

Giriş katına vardığımızda müze içindeki avludaki restoranda oturup bir şeyler içip yorgunluk atmak istiyoruz. Birden karşımızda korumaların siper oluşturduğu duvarların ardından tanıdık simaları görüyoruz. Cumhurbaşkanının eşi Hayrünnisa Gül'de Avusturya Cumhurbaşkanının eşiyle beraber karşımızdalar. Cumhurbaşkanının resmi gezi için Viyana'da olduğunu hatırlıyoruz. Rektör bey protokola Hayrünnisa hanıma merhaba demek istediğini belirtiyor, görevliler hocam biraz bekleyin biz sizi bilgilendiririz diyorlar.Daha sonra gelen danışmanlar Hayrünnisa hanımın Rektör beye merhaba diyeceğini belirtmesiyle, içeri kısma geçiyor. Banada Zeynel sende gel diyor, hocam siz rahatsız olmayın konuşun ben burda dolaşırım diyorum.

Giriş katında dolaşırken yaklaşık beş dakika sonra Rektör beyi gördüm, hocam konuşmadınızmı diyorum. Protokol bitmek üzere şimdi gelecekler demesiyle Cumhurbaşkanının eşi geliyor. Selamlaşmadan sonra Rektör bey Viyana'ya Munzur dağlarındaki bitki çeşitliliği ile ilgili çalışmalar yapmak için geldiğini, bu nedenle yarın Doğa ve Tarih Müzesine ve Eczacılık fakültesine gideceğini belirtmesiyle Hayrünnisa hanım çok sevindim, bunu Sn.Cumhurbaşkanının eşinede anlatalım diyor.

Rektör bey başta Avusturya Cumhurbaşkanının eşi olmak üzere protokoldakilere ingilizce anlatıyor. Bende birkaç metre mesafede kendimi Dersim dağlarında buluyorum. Gerçekten Munzur dağlarında bu çalışmalar yapılırmı diyorum, S.O.S.Munzur çevre platformunu oluşturan arkadaşlar olarak, derdimizi dinliyenler bizim bir şeyler yaptığımızı, çırpındığımızı biliyorlar ve inanıyorlar. Şimdiye kadar biz çok söyledik fakat Türkiye'de kimse samimi yaklaşmadı, hep oyalamacı oldular fakat ilk defa önemli bir bilim insanı bu değerleri çok samimi olarak kayıt altına alacağız diyor. Ben bunları düşünürken protokolun bittiğini ve Rektör beyin yüzündeki gülümsemeyi geçde olsa farkediyorum. Biraz daha geziyoruz sonra tekrar otele dönüyoruz.

Sabah tekrar oteldeyim, Rektör bey bu günkü plan ne diyor. Hocam bu gün çok yoğun bir gün olacak saat oniki otuza kadar Doğa ve Tarih Müzesini gezeceğiz, sonra saat birde Eczacılık fakültesinde Prof.Saukel'le buluşacağız daha sonra tekrar Doğa ve Tarih Müzesine gelip botanik bölüm müdürü Dr.Vitek'le buluşacağız, akşam ise kabul ederseniz Dersimlilerle yemekte bir araya geleceğiz diyorum.

Doğa ve Tarih Müzesinin etrafında Müzeyi görmeye günü birlik gelen, çok sayıda İtalya, Çek, Slovak, Macar, Ukranya v.s. ülkelerden otobüsler var.Rektör bey mesleğinden dolayı ilgi alanı olan minerallerin olduğu kısımda incelemelerde bulunuyor.Zaman çok çabuk geçmiş müzenin dörtte birini daha gezmeden, vakit geldiği için telaş içinde Eczacılık fakültesine gitmek için taksiye biniyoruz. Yolda Prof.Saukel ve Eczacılık fakültesi hakkında benden bilgi alıyor. Ben ayrıca hocam sizin ingilizceniz çok iyi, bizi araya koymadan direkt kendiniz konuşun, hem müze hemde Eczacılık fakültesiyle anlaşıp işbirliğine girerseniz bitkilerin korunması ve halkın binlerce yıllık bilgilerinin Türkiye envanteri kayıtlarına girmesi bizim için yeterli olacaktır diyorum. Nedenini merak ediyor, S.O.S.Munzur olarak bizim tek derdimiz bilimsel çalışmaların yapılması ve duyarlılığın oluşması için çaba sarfetmekti, sizde burda olduğunuza göre artık Üniversitenizin bu çalışmaları yapması daha doğru olur, biz Dersim kültürü ve biyolojik envanteri içinde çok yoğun çalışıyoruz, bu yüzden zaman sorunu yaşıyoruz, sizin bu anlamda yapacağınız çalışma çok değerli olacaktır diyorum.

Prof. Saukel kendi alanında çok uzman biri, bitkilerden endüstriyel anlamda neler elde edilebileceğini çok iyi biliyor. Rektör beyin Dersimdeki işsizliğe karşı halkın ekonomik anlamda gücünü artırmaya yönelik belkide en önemli çalışmalarında kesinlikle çok faydası olacak. Yeterki iki üniversite uzun vadeli programlar yapıp uygulamaya geçsin.

2006 yılında Prof.Saukel'le Dersimdeyken bir haftalık süre içinde bizlere gösterdiği en az elli çeşit çay çeşidiyle beraber ekonomik değeri çok yüksek ilaç bitkilerine ek olarak kozmetikten, içeceklere ve yiyeceklere kadar devasa bir organik pazarı gördüğümüzde inanamamıştık. O zaman hayata geçirecek Tunceli Üniversitesi gibi bir irade yoktu şimdi var buda bizim için çok anlamlı.

Prof. Saukel bizi çok sıcak atmosferde karşılıyor, Rektör beyi yemeğe davet etmek istiyorlar fakat vakit olmadığından hemen konuşmalara geçiyorlar. Ben Rektör beye söylediğimi Prof. Saukel'ada söylüyorum, eğer iki kurum beraber işbirliği yaparsanız biz yokuz çünkü zaten sizlerin bir arada olmanız bizim için hedeflerimize ulaşma açısından şimdilik yeterli, yapmamız gereken işlerimize ağırlık vereceğiz diyorum. İngilizce konuşup anlaşıyorlar ve Rektör bey Ağustos ayının sonlarına doğru Prof. Saukel'i Dersim'e davet ediyor. Eczacılık fakültesinden iki üniversitenin çok memnun olmalarıyla ayrılıyoruz.Biraz gecikmeyle tekrar müzeye geliyoruz, dünyanın en önemli botanik bölümlerinden birinin içindeyiz, bilim insanlarının çalışma masaları arasında Dr. Vitek'e ulaşıyoruz. Rektör bey Tunceli Üniversitesini bilgisayar üzerinden çok detaylı anlatıyor, yapmak istedikleri ve gelecekte Üniversitenin yayılım alanlarını görünce arkadaşımız Sinan'ında dediği gibi çok büyük gücü hissediyorum. Rektör bey Müzeyi işbirliği için Dersime davet ediyor, Dr. Vitek'e ben haftaya gidiyorum isterseniz benimle gelebilirsiniz diyorum.

Prof. Saukel'le 2006 yılında beraber Dersim'e gözlem yolculuğu yaptık onu getirmek yıllar sürdü, bazıları zannediyorki herkes sırada Dersim'e gelmek için bekliyorlar.

Birincisi herkes olaylardan dolayı korkup gelemiyor, ikincisi Prof. Saukel ve Dr. Vitek kendi alanlarında çok önemli bilim insanları bu yüzden bu kapasitede bilim insanlarının Dersim'e gelmesi zor, onları ikna etmek bazen yıllar alıyor. Üçüncüsü orda Üniversite gibi bir kurumun olması lazım, Tunceli Üniversitesi bu çalışmaların yapılması açısından çok önemli, en yakındaki Fırat üniversitesi ve diğer Üniversitelerin Dersim'e yaklaşımı zaten ortada.

Dr. Vitek'le 2004 yılından beri tanışıyoruz Rektör beyle tanışmalarına kadar aradan yedi yıl geçmiş. Prof. Saukel 2006 yılında Dersime geldiği için bizleri çok iyi biliyor ama Dr. Vitek ilk defa geleceği için bu yıl benimle gelmesi ilerisi için iyi olur düşüncesiyle teklifi yaptım. O da olur, eğer ben gelirsem kengerleri görmek istiyorum diyor.

Dr. Vitek'in sorusu üzerine Ovacığa telefon açıp kengerlerle ilgili bilgi alıyorum, bir hafta sonra kengerler çiçekleri açar bilgisini veriyorum, Dr.Vitek beni salı günü arayın gelip gelmeyeceğimi size söylerim diyor.

Rektör beyle işbirliği konusunda çalışmaları bir an önce başlatmak için anlaşıyorlar, daha sonra Rektör beyle müzede küçük bir tur yapıp bilgiler veriyor.Otele dönüşümüzde Rektör bey Viyana'nın kendisine uğurlu geldiğini önce TOKİ'den uzun zamandır bekledikleri ihaleyle ilgili zamanın kesinleştiğini ardından iki kurumla yapılacaklar konusunda olumlu adımların atılmasına sevinmesine bende seviniyorum.

Rektör bey yorgun olduğu için dinlenmek için odasına çekiliyor, akşam yedi sıralarında tekrar otele geliyorum, üç günün sonunda artık bizimle ilgili çok soruya cevap bulduğuna inanıyorum, S.O.S.Munzur çevre gönüllüleri olarak iş yapmanın üretmenin her şeyin önünde olduğuna inandığımız için, kuru laflardan çok somut olguların belirleyici olmasından dolayı Müze ve Eczacılık fakültesi çalışmalarımızın sadece bir kısmının tarifi için önemliydi. Rektör beyde çok olumlu görüşler belirtmesiyle, hocam bize düşen yapacığınız çalışmalara destek vermekle beraber kurumların yapacağı bilimsel çalışmaları yakın zamanda görme arzusunu dile getiriyorum, kendiside artık bu çalışmaları biz kurum olarak dahada somut hale getireceğiz, bir anlamda siz yapacağınızı yaptınız şimdi sıra bizde diyor.

Viyananın lüks semtinde Dersimlilerle buluşacağımız otantik restorana geliyoruz. Hafta içi olmasından dolayı çok az sayıda insanla bir aradayız. Dersimliler meraklı bakışlar arasında Rektör beyi dinliyorlar. Üniversitenin şu anki hali ve kampüslerin bitmesi ile açılacak yeni bölümlerle devasa bir güçle karşı karşıya olduğumuzu farkediyoruz. On yıl sonra şehir nufusunun yarısı kadar yeni bir potansiyel Dersim'de olacak, demografik yapıyla beraber ekonomik ve siyasi bir güç varlığını hissettirecek.

Arkadaşlarımızın hepsinin Üniversitenin barajlar konusunda çalışmalar yapması konusunda dileklerine, Rektör bey o çalışmaları başlatıklarını sonuçlar bittiğinde açıklanacağını söylemesiyle yüzlerdeki tebessümde artıyor.Bende hocam yapacağınız çalışmaların içinde ÇED i kapsayacak normda olması gerekir yoksa yetersiz olabilir düşüncelerimi dile getiriyorum. Yemekteki sıcak ortam ve sorulabilecek sorulara verilen cevaplarla oluşan güzel atmosferle vedalaşma zamanı geldiğinde, otele olan uzun mesafeyi yürümeye başladık.

Sabah otelden hava alanına doğru yol alıyoruz, bagajı verdikten sonra restoranda bir şeyler içmek için oturuyoruz, Rektör bey çok olumlu izlenimlerini belirtiyor, bende hocam şimdi bizi tanıdınız ve yapmak istediklerimizle ilgili bilgilere sahipsiniz, Doğa ve Tarih Müzesi ve Eczacılık fakültesiyle beraber bilimsel çalışmaları yaparsanız çok seviniriz, şayet çalışmaları bu iki kurumla yapamazsanızda lütfen Tunceli Üniversitesi olarak kendiniz yapın. Türkiye florası için kimseyi beklemeden siz kayıt altına alın, kendi herberyumunuzu oluşturun Munzur müzesi için adım atın ricama gider gitmez her iki kurumla işbirliği için anlaşmaları hazırlıyacaklarını ve kısa zamanda somut adımlar atılacağı müjdesini vermesine çok sevindim.

Artık vedalaşma vakti yaklaşıyor Rektör bey Salı günü Dr.Vitek gelmek isterse bizi bilgilendir, çünkü geleceğiniz hafta ben Tunceli'de yokum arkadaşlar size refakat edecekler o yüzden iyi organize edelim diyor. Salıdan Cumaya günler çabuk geçti Rektör beyle vedalaşıp ayrılıyoruz, ne istediğini bilen biri olarak hafızalarımıza giriyor, asıl önemliside bundan sonrası ne olacak somut adımlar atılacakmı, gerçekten bilimsel çalışmalar bizim gibi çevre ve kültür için çırpınanların umutlarına ışık olabilecekmi diye düşünmeye başlıyorum.

Aradan dört gün geçmiş Salı günü Dr. Vitek'e telefon açıyorum, benimle geleceğini söylemesine çok memnun olduğumu belirtiyorum, uçak biletlerini Pazartesi sabahına ayarlıyoruz. Uçuş bilgileri belli olduktan sonra Rektör beyede mail atıp bilgi veriyorum.

Pazar günü Kara Mustafa'nın karargah kurduğu Kahlenberg dağına gidip dolaşıyoruz, ormanlık alanda yeşillik çok fakat az sayıda biyolojik tür var, yarın nasılsa cennete gidiyoruz binlerce çeşit bitki, temiz su kaynakları ve yaban hayatı birde üstüne kutsal mekanlarımız deyip başka bir moda geçiyorum.

Hava alanında Dr.Vitek'le buluşuyoruz işlemleri yapıp İstanbul üzeri Elazığa akşam varıyoruz. Bizi Su Ürünlerinden Yrd.Doç.Dr. Murathan Kayım ve Çevre Mühendisliği bölüm başkanı Yrd.Doç.Dr. Numan Yıldırım karşılıyor. Yolda su ürünlerinde Sn.Kayım ile meşhur alabalık efsanesini konuşuyoruz. Alabalıkla ilgili çok yeni veriler olduğunu şimdiye kadar olan kanının Alabalığın endemik olmadığı fakat araştırmalarda endemik tür olduğuna dair yeni olguların olmasını bahsetmesine sevincimi belirtiyorum. Peki endemik olup olmadığı ne zaman belli olur dememe 5-6 ay kadar sürer diyor.

Dr. Vitek'i otele bıraktıktan sonra yarın sabah erkenden buluşmak üzere ayrılıyoruz. Ben her zaman yaptığım gibi küçük vatanımda büyük umutlarla dolaşmaya başlıyorum. Has otele uğruyorum Metinle sohbete dalıyoruz, daha sonra dışarda biraz daha tur ve yatmakla kalkmak arasındaki yorgunlukla otelde buluşuyoruz.

Yrd.Doç.Dr. Numan Yıldırım, şöför Hasan Hüseyin ve Biyolog Cemil Ergin'le bizleri tanıştırıyor. Vakit geçirmeden hemen yola çıkıyoruz, bu yıl çok yağış olduğundan bitkiler henüz çıkmamış, normalde bu ayda yüzlerce bitkiyle karşılaşılıyor olmamız gerekiyordu.Manzaralar gerçekten büyüleyici bazı yerlerde durup manzaraları çekmeye çalışıyoruz.

Mercan nehrinin Munzur nehrine karıştığı yerde durup araziyi gözlemliyoruz, Dr. Vitek en az iki hafta sonra bitkilerin açacağını söylemesiyle erken geldik hissine kapılıyoruz. Dr. Vitek nasılsa asıl kengerler için gelmişti deyip, kenger tarlalarına doğru yol alıyoruz. Yolumuz üzerindeki lokantaya uğrayıp Dersim'in en büyük aşçısı İsmail'in muhteşem dönerini yiyelim diyoruz, garson döner tekmi birbuçukmu diyor, bana kalsa iki tane bir buçuk diyecem ama, amma oburmuş dememeleri için mecburen birbuçuk diyorum. Yemekten sonra istemeyerekde olsa yola koyuluyoruz, halbuki demli çay içip, İnan'ı, Mustafa'yı ve diğer halk kahramanlarının komik konuşmalarını dinlemeyi çok isterdim ama gitmemiz gerekiyor.

Gözeler yolu üzerindeki büyük kenger tarlalarında epeyi resimler çekiyoruz, Ovacık'la ilgili gerçekten bir çalışma yapılırsa tüm bölge kesinlikle koruma altına alınır, çünkü sadece yüzbinlerce Kenger değil, çok büyük Heluk, İris, Lale, ve diğer soğanlı bitkilerin Türkiye'deki son doğal tarlaları Ovacık'ta bulunuyor. Tek temennimiz Tunceli Üniversitesi'nin kayıt altına alması.

Dr. Vitek arazide uygulamalı derslere devam ediyor, sürekli yeni şeyler öğreniyoruz. Gelmişken gözelerde gidelim diyoruz, su çok az nedenini soruyoruz, bu sene kar fazla yağmadı birde aşırı yağmur çok etkili oldu diyorlar. Gözelerdeki durumda aynı, az sayıda çıkan bitki iki üç hafta sonra çıkacak zengin çeşitliliğin sinyalini veriyor. Üç hafta bekliyemiyeceğimize göre hemen Mercan'a gidelim diyoruz. Yüzbinlerce Heluk ve Kenger tarlaları arasında arabamız Mercan vadisine doğru yol alıyor.

Kırkmerdiven şelalesinden gelen suyun üzerindeki köprüde duruyoruz daha sonra Harami deresinin virajından yukarı doğru aracımız devam ediyor. Harami deresi beni hep çok etkilemişdir, bir gün mutlaka Harami vadisine ve diğer gitmek istediğim yerlere gidecem diyorum. Rıza abi, Hüseyin abi ve diğer dostlarım yanımda olsa hadi hemen gidelim derler ama şimdi sırası değil. Mercan'ada bahar gelmemiş, sadece Mercan'da bulunan o güzelim gelinciklerin çıkmasına en az iki hafta var, gelincikler boy atmış fakat çiçek açmamışlar, köylülerde çoğunlukla gelmemiş, barajın beton yığınları arasından geçerek Şahverdi köyüne geliyoruz.

Laleler, ışkınlar ve diğer bazı bitkiler çıkmış hatta ışkının son günleri nerdeyse kartlaşacak. Hasan Hüseyin, Numan hoca ve Cemil ışkın toplamak için dağlara tırmanıyorlar. Mercanın en güzel yeri yukarı tarafı çünkü baraj aşağıda kaldığı için su özgür ve turkuaz renginde.Kartpostal tadında resim kareleri karşımızda, bol bol manzara çekiyoruz. Birkaç saat kaldıktan sonra Ovacığ'a geri dönüyoruz.

İsmail ve diğer arkadaşlarla hasret gideriyoruz, Rıza abiyi arıyoruz ama Malesef görüşemiyoruz. Rıza abi deyip geçmeyeyim onu anlatmak çok zor, yıllar içinde az macera yaşamadık, en azından birkaç dakikada olsa iyi olurdu ama dönmemiz gerektiği için bir dahaki sefere diyoruz. Üç gün olarak planladığımız Ovacıkı bir günde bitiriyoruz.

Akşam otele varıyoruz, sabah Pülümür vadisine gitmek için yola koyuluyoruz, önce bana göre Dersim'in en önemli tarih merkezi Pax bölgesinde çalışıyoruz. Pülümür barajı bu bölgeyi su altında bırakacağı için bölge çok önemli, her resim karesinin bile çok değeri var. Pax bölgesi Dersimin sıcak bölgesi olduğu için çoğu bitkiler açmıştı ve çok sayıda bitki kayıt altına alındı.Daha sonra Dr. Viteke Pax bölgesinin bitki çeşitliliği için ne diyorsunuz diyorum, bu yıl çoğunlukla gözlem yapıyoruz bilimsel çalışmaları gelecek yıllarda devam ettirirsek bu küçücük alanda en az yüzelli türü kayıt altına alırız, yani Pax bölgesi çok zengin floraya sahip diyor. Bir gün önce Munzur vadisi, Ovacık ve Mercan'da çok hızlı gözlemler yapmış bu kadar bitkiyi bir arada görmemiştik, Pax'taki küçücük bir alandaki çeşitlilik hepimizi çok şaşırttı. Daha sonra Marçik ve yol boyunca Pülümür gelin odalarına kadar gidiyoruz.

Sonraki gün sabah erken kalkıp Anbar köyüne ordanda tam ters yönde Sorpiyan köyüne doğru yol alıyoruz. Sorpiyan civarlarında çok sayıda kenger kümeleriyle karşılaşıyoruz, biyolog Cemil'inde artık çok rahat şekilde Dr.Vitek'le çalışmalara başlamış olması beni rahatlatıyor.Dr. Vitek'e nasıl size yardımıcı oluyormu diye soruyorum, memnun olduğunu, beklediğinden çok iyi bulduğunu söylemesiyle Cemil'e hoca senden çok memnun dememe gülümseyerek karşılık veriyor. Cemil'i tanıyalı üç gün oldu, ağırbaşlı ve bilim heyacanı içinde sürekli merak etmesi, sorması ilerisi için beni umutlandırdı. Kısa sürede Dr.Vitek'le beraber çalışmalarında çok şey öğrendi, gelecek yıl Tunceli Üniversitesi adına çok önemli flora kayıtlarını Türkiye envanterine katacağına inanıyorum.

Meşe ağaçlarının altında çok sayıda beyaz orkideler ve diğer bitki türlerin resimlerini çekiyorum. Perteke gitmek için yola çıkıyoruz, Hasan ve Kıymet izine gelmişlerdi bu vesileyle bir merhaba deriz diyorum ama malesef Sorpiyanı geçip yukardaki düzlükte yağmura yakalanınca geri dönüyoruz.

Sabah erken Mazgirt'e doğru yola çıktık, tamda kenger zamanı her yer kenger dolu, daha sonra Bağın'a doğru yol alıyoruz yağmura yakalanınca kestirmeden Seyitli köprüsü üzerinden geri dönmek için yola koyuluyoruz. Havanın bir ara iyi olmasıyla tekrar gelincik tarlaları içine dalıyoruz. Akşam olmadan şehre ulaştık, son dönemlerde çok güzel işler yapan Munzur Doğa Aktivistlerinden Haydar, Bezuvar dergisiden Burhan hoca ve meclis üyesi Nuray'la bir araya geliyoruz. Dersim için yeni çabaların oluşması gelecek için umut verici, keşke daha önce bu insanları tanısaydım çok daha güzel işler yapmak için geç kalmasaydık diyorum. Bezuvar dergisi Dr. Vitek'le roportaj yapmak istiyor, çok uzun süren söyleşide yeni bilgiler öğreniyoruz.

Ayfer ablanın daveti üzerine misafirliğe gidiyoruz, Dr. Vitek'i çok kişi davet etti vakit olmadığı için misafir olamadık ama Ayfer abla farklı, doğayla ilgili yaptığımız çalışmalarda çok emeği var. Ayfer abla o kadar güzel şeyler biliyorki, o anlattıkça ben Dersim'in kayıp taşlarını yerlerine koyuyorum, keşke vaktim olsada sorsam diyorum, son yıllarda Zeki abiyi, Kemal abiyi, Ayfer ablayı, Murat'ı saatlerce dinlemeyi ne kadar çok istemiştim. Özellikle Murat'a kaç defa dedim yaz şu gördüklerini yaşadıklarını, kitap basarsan belkide Mameki'nin son onbeş yılını senden öğreneceğiz diye her seferinde tamam tamam diyor ama bir şey yok.(Haydi Murat şimdi yazma zamanı)

Sabah otelde Dr. Vitek'i beklerken karşı masada film festivalini organize eden Selman Yeşil ve arkadaşları duruyor, 90'lı yıllarda Sn.Yeşil çok çabaladı, emek verdi Dersim'i sonuna kadar savundu. Yıllar sonra onu böyle bir projede görmek beni çok sevindirdi.

Oturduğum masaya biri geliyor, meraklı meraklı projemi yapıyorsunuz ne kadar para var bu işte diye söyleniyor. Son yıllarda Dersim'de proje yapmak fikri almış başını gidiyor. Yıllardır kaç defa söyledik, bizim böyle bir derdimiz yok, yaptığımız işlerdede proje falan yapmadan cebimizden karşılıyoruz, zorlansakda S.O.S.Munzur olarak hallediyoruz. Bazen yılda en az bir ay sırf bu işler için çalışıyoruz diyorum.

Yani sizin hiçmi çıkarınız yok diyor, ya bak diyorum bu konuşmalardan çok sıkılıyorum istersen Dr. Vitek'e sor oda yetmezse Tunceli Üniversitesine sor daha ne diyeyim, zaten bu tür zihniyetler hep olmadık şeyleri soruyorlar. Keşke çevre kirliliği içinde biraz meraklı sorular sorsalardı, çabalasalardı. Hiç bir şey yapmadan ömürleri cakla, cekle geçenlerden zaten Dersim için bir şey yapmalarını beklemiyoruz ama bir defada olsun bu çalışmaların Dersim'e katkısı ne diye sormalarını çok isterdim ama sormadılar. On yıldır doğamız için yapmak istediklerimiz, yapamadıklarımız, karşılaştıklarımız, anılarımız yazılırsa çok şey aydınlanır. Aslında Dersim doğası ve kültürü adına yola çıkan her oluşum bu hesapları vermeliki insanlar gerçekleri görsün, yoksa adamın biri gelir padişahım çok yaşa der gibi iki slogan atar her şey gümbürtüye gider.

Telefonun çalmasıyla Xakis'e gideceğimizi unuttuğumu farkediyorum, Kemal abinin nerdesiniz demesiyle yola koyuluyoruz. Dersim'de insan olan köyleri çok seviyorum, Xakiste bunlardan biri. Köyde tanıdıklarımı görmek beni dahada mutlu ediyor, vakit geçirmeden tırmanışa geçiyoruz 2000 metre rakımında her şey dahada güzel.Köylülerin yaylaya çıktıkları yerin karşısında Hengirvan, Buyer ve kutsal Jel karşımda duruyor. Hıdır Beyaztaş Dr.Vitek'i bir an yalnız bırakmıyor, el yordamıyla anlaşıyorlar.Hıdır Beyaztaş sürekli resim çekiyor çünkü Ekim ayında onun karelerinden Xakis köyününün Fotoğraf sergisini açacağız. Eve geldiğimizde Kemal abi ve Ali abi sofrayı hazırlamışlardı, üstüne Ali abi çok lezzetli dolma yemeğide yapmıştı afiyetle hepsini yedik.Geç olduğundan hüzünlü vedalardan birini geride bırakarak Mameki'ye döndük.

Sabah Üniversiteye gitmemiz lazım, daha sonra ise şehrin etrafını gezeriz diye plan yapıyorum. Üniversitedeki işimiz çok uzun sürdüğü için, hiçbir şey yapamıyoruz. Rektör beyin çabaları beni umutlandırıyor ama aksaklıkları gidermek an ve an zorlaşıyor. Müze ve Üniversite işbirliği yapmak istiyorlar, fakat bürokratik işlemleri halletmeleri uzun süreceği için sözlü mutabakata varıyorlar. Saatler içindeki koşuşturmalar ve Rektör beyin olağanüstü çabası içinde günün bittiğini farkediyoruz.

Sabah erken Elazığ'a doğru yola çıkıyoruz yolda Rektör bey ve eşiyle karşılaşıyoruz gösterdikleri ilgiden dolayı kendilerine teşekkür edip vedalaşıyoruz.

İstanbul aktarmalı Viyana'dayım ve bir ay süren koşuşturmalardan gerçekten çok yoruldum ama bize durmak yok. Hüseyin abiyle hafta sonu Macaristan yakınlarındaki atölyesinde bir araya geliyoruz, tüm gün çalışıyoruz. İlk olarak 11. Munzur festivali için afiş ve broşürler hazırlıyoruz sonra ise Çocuklar İçin Dersim Atlası veya yeni haliyle Mini Dersim Ansiklopedesi, ödüllü çevre ve kültür yarışması ile Dersim biyolojik envanteri çalışmaları var. Ekim ayının ortasına kadar çok yoğun çalışmalıyız bu işin şakası yok, Dersim gerçekten çok kötü durumda, daha fazla üretmeliyiz çünkü kirlenmeden dolayı Dersim büyük tehlike altında. İnsanlarımız ve kamuoyu nelerin tehlike altında olduğunu bilmeli, S.O.S.Munzur platformunu oluşturan arkadaşlar olarak her zaman dediğimizi tekrarlamakta fayda var, iş işten geçtikten sonra HABERİMİZ YOKTU DEMEYİN!

Bu gezinin bana öğrettiği çok şey var en önemlisi Tunceli Üniversitesi ile ilgili.

Tunceli Üniversitesi çevreyle ilgili sorunların çözümüne büyük katkı sunabilecek durumda.

Barajlarla ilgili yargının vereceği karar çok önemli, barajları neden istemediğimize dair itirazlarımız arasında bilimsel çalışmaların önemini hepimiz anlamalıyız. Tunceli Üniversitesinin doğayı koruma konusunda çalışmalar yapacağına inanıyoruz, zaten Rektör beyde bunu kamuoyuna deklare etti. Son bir aydır yaşadıklarımızda bunun en büyük delili, bize düşen Tunceli Üniversitesinin çalışmalarının sonuçlarını beklemek.

Bu gezi vesilesiyle tanıdığım Tunceli Üniversitesi elemanları Biyolog Cemil ve Üniversite çalışanı Hasan Hüseyin'e görev verilirse 2012 yılında Dersim florası için çok önemli çalışmaları yapabilirler. Ne yazıkki bu yıl geçti, 2012 yılı için Üniversite kendi bitki kayıtlarını yani herbaryum için çalışmalara başlarsa Türkiye florasına çok yeni türleri kaydetmekle beraber, bilim kurumlarının dikkatini Dersim'e çeker.

Bizim zaten bu alanda tek derdimiz tehlike altındaki bitkilerimizin acil olarak Türkiye florası kayıtlarına geçmesi idi. Bu çalışmalar için Tunceli Üniversitesinin yurtdışından müze ve Üniversitelere ihtiyacı yok, zaten Munzur herbaryumu olduktan sonra ve değerliyse herkes size araştırma yapmak için başvurur. Uluslararası kurumların Dersim'e gelmesi ve bilimsel çalışmalar yapması Tunceli Üniversitesinin geleceği ile ilgili çekim gücü oluşturması açısından önemli. Bu sayede çok fazla yabancı akademisyen Tunceli Üniversitesine çalışmaya gelir diye düşünüyorum.

Su Ürünlerinden Yrd.Doç.Dr. Murathan Kayım ve Çevre Mühendisliği bölüm başkanı Yrd.Doç.Dr. Numan Yıldırım meslekleri gereği doğayla ilgili bilimsel çalışmaları yapabilecek bilim insanları, tahmin ediyorum Üniversitenin hazırlıyacağı rapordada görev alacaklar.

Rektör beyi tanıdığım kadarıyla gerçekten çok duyarlı yaklaştı, bilim insanı sorumluluğunda hareket etti. Kendisine gösterdiği ilgiden dolayı çok teşekkür ediyorum.


Zeynel Duman

Temmuz 2011

 

Yasal Uyarı: Yayınlanan yazıların ve resimlerin tüm hakları S.O.S.Munzur insiyatifine aittir. Kaynak gösterilse dahi tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.