Ne kadar oldu kendisini tanıyoruz tam çıkaramıyoruz, Işkın dergisiyle yazın hayatını takibe başladığımız kesin.
Daha sonraki yıllarda o Dersimle ilgili yazdıkça bizde kendisiyle yakınlaştık. İlla keskin politik yazılar yazıp başkalarını mutlu etme derdi yoktu, belkide bizde en çok bu yönünü sevdik. Yazarlık serüvenine iki şiir kitabı çıkararak devam etti, buna birde Dersim gibi bir yerde az sayıda arkadaşıyla üç aylık Bezuar kültür dergisini çıkararak zorluklarla mücadele etti.
Nasıl oldu bilmedik biz otun böceğin peşine düşerken aklımıza geldi. Mutlaka Burhan hocayı bulmalıydık, çünkü mesele derindi, gittiğimiz köylerde çok güzel masallar ve yaşanmış hikayeler dinliyorduk, fakat vaktimiz olmadığı için derliyemiyorduk. Hocanın kalemi güçlüydü oda tamda böyle şeyleri derleyip kayıt altına almak istiyordu. Özellikle son üç yılda vakit buldukça çalışmalarımıza katıldı, çok güzel kayıtlar yaptı ve bizde derlediklerini görünce doğru bir iş yapıldığındaki sevinci yaşadık.
Dersim'de yıllar içinde çok dolaştık, en çokda Mazgirt bölgesindeki bilgileri bizlere çok faydalı oldu. Bu yıl Viyana'da Komkarın düzenlediği 7. kitap haftasında hocayla karşılaştık, bir hafta süren etkinliklerde Dersimlilerle ilgili Pazar günü yapılan toplantıda Dersim derneği başkanı Feride Türkmen'in yönettiği oturumda Dersim sorunları tartışıldı. Hocayla beraber, DEDEF başkanı Özkan Tacar ve yönetmen Nezahat Gündoğan meraklı bakışlar arasında yerlerini aldılar.
Dersim'den gelen hocanın söyleyecekleri önemliydi çünkü işin kaynağından geliyordu. Hoca güzel bir şiirle açılışı yaptı ve Munzur Doğa Aktivistlerinin hazırladıkları görsel bilgilerle beraber sunumuna devam etti. Munzur Doğa Aktivistlerinin özellikle Kırklara yapılan gezilerde kayıtlara düştükleri görüntülerinin belge açısından değeri seyredenler açısından çok önemliydi.
Hoca sorulan sorularda yaptıkları işi elinden geldiğince anlattı. Ön yargıları olmadan, sadece insan diyebilen çalışmalarınıda bu eksen üstüne kuran bir edebiyatçı olarak farklı bir kompozisyon çizdi, doğru olanıda yaptı. Sonuçta ilkeli olmak yaptığı işin arkasında durup, Dersim gibi yerde öykü şiir ağırlıklı dergi çıkarmanın zorluklarını sonuna kadar anlattı.
Hocayla Dersim'de çok dolaştık şimdi onu Viyana'da misafir etmek zorundayız deyip sabahın köründe yola koyulduk. Hoca meraklı her adımın resmini çekiyor, şu bina çok güzel resmini çekeyim diyor, hocam bu meşhur Avusturyalı besteci Franz Joseph Haydn'ın isminin konulduğu Haydn Hotel diyoruz. Hotelin yanındaki kilisede çok güzel bir resimde ordan alayım diyor. Dolaşa dolaşa 6. bölge, 4. bölge ve Viyana'nın en büyük semti 10. bölgesine geliyoruz. Ayaklarda derman kalmıyor ve öğle yemeği için Viyana'nın meşhur Türkis restoranlarının bir şubesinden içeri giriyoruz. İki katlı restoranda zor bela yer buluyoruz Hoca Viyana'nın ünlü şinitzel yemeğini ismarlarken yüzü gülüyor.
Bravo Dersimlilere her yerde işyeri açmışlar ne güzel bir şey diyor, Hoca madem bu kadar sevindin biraz daha sevin diyoruz bu lokantaların sahibi Hakisli yani seninde iyi bildiğin o güzel köyden diyoruz.
Vakit yok hemen 1. bölgeye doğru yola çıkıyoruz, meşhur Kärntner caddesine varıyoruz. Hoca binalardaki estetiği, sokaktaki müzisyenleri hayranlıkla seyrediyor. Saatler sonra kendimizi bir parkta otururken buluyoruz. 1938 yılında Hitler, tarihin en büyük mitinginlerinden birini burda yaptı diyoruz, hoca tarihe dalıyor. Şu karşıdaki büyük bina sana daha önce bahsettiğimiz dünyaca ünlü Doğa ve Tarih Müzesi dememizle ayağa kalkıyor, müzenin önünde sıra sıra otobüsler, çoğuda yakın ülkelerden günü birlik gelmişler. Hayret diyor bir müze için üşenmeden sınırları aşıp burayamı geliyorlar diyor, bizde merak etme hocam sende bir kaç saat sonra o düşüncelere sahip olacaksın diyoruz.
Hoca içerdeki turist ve öğrenci kafilelerini görünce şaşırıyor. Vakit yok ve bizde seri şekilde birinci katı geziyoruz, Hoca sürekli bu kuş türüde Dersim'de var demesine kelebekler, su ürünleri ve diğer bölümlerde devam ediyor. En çokda Bezuvarların olduğu bölüme bakıyor, bizde nede olsa kan çekiyor diye takılıyoruz. Yorgunluktan mola verip birşeyler içelim diyoruz. Restoranda dinlenirken bize dönüp, siz diyorsunuzki bu müzenin botanik bölümü müdürü Dersime gelmek istiyor sorusuyla karşılaşıyoruz. Bizde evet bu müze Dersime gelip araştırma yapmak istiyor fakat orda bu işi yapacak kurum bulamıyorlar, Türkiye'nin diğer bölgeleri için sorun yok, hatta müzeyle çalışmak isteyen çok sayıda kurum olduğunu belirtiyoruz. Malesef Dersim olunca kimse yanaşmıyor bu yüzden Tunceli Üniversitesi çok önemli diyoruz.
Böyle bir yerde Dersim doğası sergilenmesi bölgenin tanıtımı için bulunmaz fırsat diyor, bizde yıllardır aynı şeyi söylediğimizi belirtiyoruz.
Moladan sonra giriş katınıda gezip çıkıyoruz, müze yönetiminin olduğu kapının önünden geçerken Dr.Vitek'in çalıştığı kısmı hocaya gösteriyoruz. Hocada yanına gidelim diye ısrar ediyor, yapma hocam ha diyince yanına gidilmez, keşke daha önce telefon açıp sorsaydık diyoruz ama nafile. Mecburen telefon açıyoruz cevap veren yok, bir daha deneyelim diyor benim bu konularda şansım vardır deyip bizi umutlandırıyor. Telefona Dr.Vitek çıkıyor özür diliyerek durumu anlatıyoruz, kibarlık göstererek bizi davet ediyor.
İçeriye girdiğimizdeki atmosfer hocayı heyecanlandırıyor, botanikteki bilim insanları harıl harıl çalışıyorlar. Dr.Vitek'in olduğu bölümdeyiz bizi uzaktan selamlıyor araştırma için gelen botanikçilerin işi bittiğinde yanımıza geliyor.
Hoca bir kaç soru soruyor, neden Türkiye'de başka şehir veya başka ülke değilde Dersim diyor. Dr.Vitek biz her yerde çalışıyoruz, Türkiye'nin diğer bölgeleri için sorun yok sadece Tunceli için ne yazıkki işbirliği yapacak Üniversite bulamıyoruz. Yeni kurulan Tunceli Üniversitesi isterse ben bu yıl ön çalışma için gelirim gelecek yılda çok kapsamlı bilimsel çalışmaları başlatırız diyor.
Sonrada bizim kendisine hediye ettiğimiz Kenger bitkisinin resmini gösteriyor. Kenger bitkileriyle ilgili ben çok çalışma yaptım S.O.S.Munzur aktivistlerinin bana verdikleri bu resimi araştırdım, bu tür bu güne kadar Türkiye'de kayıt altına girmemiş yeni bir tür, bu bile oraya gelmem için önemli bir neden diyor.
Dr.Vitek'le vedalaşıyoruz, Hoca dışarda ne yani sizin hediye ettiğiniz o resimdeki Kenger bu güne kadar kayıtlara geçmemişmi diyor. Hocam diyoruz biz Dersimdeki botanikle ilgili 10 yıl içinde binlerce bitkiyi resimledik, zaman buldukça resim sergileri açıp çevre için duyarlılık yaratmak istedik. Bu bitki gibi çok sayıda yeni biyolojik tür Dersim'de keşfedilmeyi bekliyor yeterki insanlar biraz duyarlı olsunlar diyoruz.
Tamam diyor benim ilk işim bu olacak Dersim'e gider gitmez başta üniversite olmak üzere elimden geldiğince herkese bu durumu anlatacam. Uzunçayır barajıyla çok şeyi kaybettik diğer barajlar için azda olsa zaman varken sesimizi yükseltelim diyor.
Bizde Sn.Hocamızın hoş görüsüne ve edebiyetçı özelliklerine sığınarak, Sezarın meşhur sözünü hatırlıyoruz, Veni, Vidi, Vici geldim, gördüm, fethettim. Çal be Hocam Çal, Veni, Vidi, Vici çal diyoruz oda gülüyor.
Yıllardır aynı nakaratı tekrarlıyoruz pek bir şey olmuyor, şimdi sıra sende müzeye geldin, gördün, Dersim açık hava müzesi gibi sesin çıktığı kadar haykır belki seni duyarlar diye takılıyoruz. Gün bitmek hocada uçağa yetişmek üzere, vedalaşırken tekrar ediyoruz sakın unutma hocam şimdi sıra sende, şiirlerinle, öykülerinle Dersim türküsü söylemeye devam etki umudumuz tükenmesin diyerek ayrılıyoruz.
