2010 yılının Mayıs ayıdı, çok yorucu Ovacık bölgesi çalışmalarından sonra hedefimiz Dersimin güneydoğusuydu, yani en sıcak bölge olan Mazgirt üzerinden Bağına doğru yol almaktı. Mazgirt çıkışında rehberimiz tarafından, Kaleköye yönlendirildik. Kaleköy mutlaka herkesin gitmesi gereken yerlerden, çok etkilendik bunda rehberimiz Burhan hocanın etkiside çok oldu.
Urartu kaynaklarından ulaştığımız bilgiler ile Ertuğrul Danık ve Arkeolog Serkan Erdoğan'ın çalışmalarına rehberimizin anlatımlarınıda ekleyerek, sağlıklı fikirler elde ettik. Biz kral odasının girişindeki sembole kafayı takıp dalmışken, gelen yorumlara kendi fikirlerimizide katarak istemeden kendimizi derin düşünce kuyusunda bulduk.
Acaba ne olabilir, sembol olduğu belli fakat tam olarak ne anlaşılmıyor, define avcıları her şeyi talan ettikleri gibi burayıda mahvetmişler diye hayıflanıyoruz. Rehberimiz Burhan hoca üzülmeyin istediğiniz figür olsun, benim köyüm yakınlarda orda taş üzerine oyulmuş çok eski figür var, isterseniz Bağın yerine oraya gidelim demesiyle ne Bağını hemen bizi oraya götürün ricasıyla adete kendisine yalvarıyoruz. Çok geçmeden köye varıyoruz ve köyün ve çevresinin arkeolojik olarak ne kadar değerli olduğunu anlatımlardan anlıyoruz.
Merdiven basamaklarına bakın deniliyor ve inanılmaz bir şey taş üzerine oyulmuş üç figürle karşı karşıyayız.
Çok belirgin figürlerlerle ilk defa Dersim coğrafyasında karşılaşıyoruz. Burda merdivenlerde ne arıyor diye soruyoruz, cevap hemen Burhan hocadan geliyor onu ben bilmiyorum evin sahibi Şayder(Haydar Gündoğan)amcaya soralım diyor.
Evin altındaki bostanın üzerinde kurulu bahçede yerimizi alıyoruz, Şayder amcayı beklerken Burhan hocaya sitem ediyoruz bura senin köyün ve sen bize tesadüf eseri bilgi verdin diyoruz.
Burhan hocada ya o kadar çok şey varki, ben bu kadar önemli olduğunu düşünmemiştim diyor, nasılsa Bağın dönüşü köye uğrayacaktık o zaman zaten gösterecektim diyor. Burhan hoca aslında çok doğru söylüyordu, yıllar içinde buna çok tanık olduk. Eğer Dersimli o an o şeyi yaşamıyorsa pek anlatma gereği duymuyordu, yani görmesi yaşaması gerekiyordu. Bu konuyla ilgili geçmişte çok ilginç şeylerle fazlasıyla karşılaşmıştık.
Şayder amcanın bahçeye gelmesiyle ayağa kalkıp selamlaşıyoruz, davardan gelmişti yorgunluğu belli oluyordu ama o yaşına rağmen çok dinçti. Sofrayı hazırlayın demesiyle birşeyler hazırlanıyor, bizde yemekten sonra davara gider diye aceleden birkaç soru soruyoruz, açıkçası pek ilgilenmiyor. Zaman az ya giderse diye endişeleniyoruz, şimdi bilgi vermez ise seneye kadarda ertelemekten başka çaremiz olmadığını biliyoruz. Çayın olması yirmi dakika sürer, bir yarım saatde yemek yeme diyoruz. Elli dakika bilemediniz bir saatimiz var, yirmi dakikası su gibi geçti, anlar değerli ve sorulara cevap yok.
Şayder amca hadi başlayın diyor. Demli çaylardan sonra konuşmayan Şayder amcanın siz hangi köylüsünüz demesiyle, o sıcak çayı yudumladığımız andaki ağız yanması ile köylerimizi tarif ediyoruz. Aslında Şayder amca belkide aşiretimizi sormuştu kibarca yanlış anlamayalım diye köyümüzü bilmek istemişti. Önce sorular geldi ama ne sorular, 80 yıllık yaşın tarihin derinliklerinden getirdiği sorulardı. Birden siz benim dayılarımsınız demesiyle şaşırıyoruz, bulunduğumuz ortam uzaktakilerin hasretini çekenlerin buluşması gibi oluyor.
Annesi Haceriyi, Çukuru yani dayılarının diğer köylerini çok anlatmıştı. Şayder amca anlattıkça biz Dersim içinde yolculuklara başlıyoruz. Çok şey biliyor, yaşadıklarını, duyduklarını hep hafızasına kaydetmiş, Dersim neresidir Dersimli kimdir kaç Dersim var gibi sorular hep bizleri meşgul etmişti, çoğu sorularımıza çok net yanıtlar bulduk ve en önemlisi ise bize göre birden fazla olan Dersim arasındaki köprülerin yani bağlantıların tarifiydi. Bu bağlantıları bilmeyenlerin Dersimi hep eksik tanımladıklarına çok tanık olduk, herkesin bir Dersimi vardı fakat gerçek hangisiydi. Buda aradaki köprülerde yani bağlantılarda yatıyordu. Eski yaşlı insanlar Dersimi hep Mazgirt dağlarının yani Kertin arkası olarak tarif ediyorlardı Şayder amcada böyle tarif etti. Annesinin konuştuğu Kırmanc diliyle ilgili özellikle dilbilimcilerin ilgisini çekecek çok önemli referanslar verdi. Her kelimesi yüzlerce yıldan beri süzülmüş gelen ifadeler içeriyordu.
Daha sonra taşın sırrına geldi, eskiden çok olan bu taşların bir dere yatağından bulunup evlerin inşasında kullanıldığını, zaman içinde köydeki bu taşların çalındığını, bu taşın kalmasının nedenini ise merdiven yapımında usta taşı ters olarak koyduğundan demesiyle gülüyoruz. Ancak dikkatle bakıldığında anlaşıldığını söylemesiyle konu aydınlanıyor, usta öyle bir yanlış yapıyorki bize en önemli belgelerden birinin ulaşmasını sağlıyor. Böyle yanlışa can kurban demekden başka bir şey diyemiyoruz.
Bir saat olarak hesapladığımız konuşma dahada uzun sürüyor Burhan hoca Şayder amca dayılarına torpil yaptı diye bize takılıyor ve istemedende olsa vedalaşıyoruz. Taşın resmini Arkeolog Serkan Erdoğan'a yolluyoruz, Serkan taşın üzerindeki figürlerin çok önemli belge olduğunu sanat tarihçilerininde ilgilenmesiyle daha sağlıklı sonuçlar alınacağını belirterek bizi dahada heyecanlandırıyor.
Aradan tam bir yıl geçmiş biz yine Mayıs ayında Dersimdeyiz, Burhan hoca kötü haberi veriyor, malesef Şayder amcayı kaybettik. Ne yapacağımızı bilmiyoruz, gerçekten çok üzülüyoruz. Dersimde böyle kaç tane daha bilge kaldı bilmiyoruz, Şayder amcayı tanıdığımız için çok şanslı olduğumuzu düşünüyoruz, taşın sırrınında tarihimiz için çok önemli ipuçlarından biri olduğunu biliyoruz.
