MARKASORLULARDAN İLGİNÇ YILBAŞI KUTLAMASI.

Yeni yıla mağarada girdiler, belkide atalarıda binlerce yıl evvel Gağan ayında böyle kutlamlar yapıyorlardı. Yitik ülkenin kaybolan zamanları arasındaki değerlerin yok olması, Dersimlileri hep geriye bakmaya itmiştir, çünkü dayatmalarla oluşan yeni kimliklerde kendilerini bulamamışlar.

Ne oldu, geçmişte neler yaşandı soruları, genellikle kopmalardan dolayı bir türlü tamamlanamayan resim gibi karşımızda duruyor. Dili, dini yaşam değerleri çok farklı olan Dersimlilere herkes bir gömlek giydirmek istiyor, 2011 yılında Türkiye'nin en önemli gündemlerinden biri Dersim 38'di.

Herkes katliamı konuşurken, ya bu Dersimliler kimlerdir, ne yerler, ne içerler, hangi dilleri konuşurlar, kültürleri, ibadetleri nelerdir diye araştırma yapmak kimsenin aklına gelmedi. Dersim kimliğini tarif etmede Markasor veya zorla değiştirilen yeni ismiyle Dokuzkayalar köyü çok önemli bir konumda. Son otuz yılda yaşanan çatışmalı ortamdan dolayı Markasorlular çok çektiler, yaşadıklarına rağmen Markasorlular köylerini çok seviyorlar. Boşaltılan köylerine dönmek için yıllarca çok çaba gösterdiler.
Yasaklara rağmen, sürekli kendi köylerine kaçakda olsa girmeye çabaladılar, çünkü mezar ziyareti, ucunda ölümde olsa mutlaka yapılmalıydı. Son yıllardaki yeni uygulamalarla köylerine gidemez olmuşlardı, emir büyük yerdendi, yani Genelkurmaydandı.

 

 

Büyük emire rağmen Markasorlu  Ali Karabulut, Avukat Barış Yıldırım aracılığıyla yasak ilanına karşı  mahkemeye başvurur. Türkiye'de güvenlik bölgesi ilanına karşı açılan bu ilk ve tek davayı kazanırlar.

 

 

Açılan davayı kazanan köylüler ve Avukat Barış Yıldırım, sivilleşme ve demokrasi adına önemli kazanç sağlarlar. Savaşa karşılardı tek arzuları doğup büyüdükleri yerlere gitmekdi ve bu neden suç olsunki diye dertlerini sürekli dile getirdiler.

 

 

Mahkemeyi kazandılar fakat gizli yasakları aşamadılar, köylerine ulaşmada kullandıkları köprüleri güvenlik nedeniyle sökülmüştü, sözde yasak kalkmasına rağmen tamir edilmiyordu, sorunları çoktu. Ama her şeye rağmen memleket, köy ve illada Markasor demeden kendilerini alamıyorlardı.

Markasorlu Kamer Akyol'un yaşı seksen civarındaydı, tek derdi köyüne dönmekti. Yetmişli yıllarda Avusturya'ya işçi olarak geldi, bir dönem sonra oğlu Hüseyin'ide yanına getirdi. Baba oğul iyide para kazanmaya başladılar, olmadı çünkü ne Alpler Munzur dağları gibi hırçındı, nede Tuna nehri Dersim 'deki nehirler gibi çoşkulu akıyordu. Bizim dağlarımız, nehirlerimiz çok farklı insanımız böyle donuk değil deyip geri döndüler. Herkes Avrupaya gelmeye çalışırken onlar tersine Mamekiye ordanda Nazımiye'ye bağlı Markasora geldiler.
Köylerin boşaltılması kendilerini çok etkiledi, en çokda Kamer amcayı. Çocukları Veli ve Hüseyin, Kamer amcaya yılbaşında ne yapalım diye sorunca, Kamer amca bırakın, ben böyle evde kutlamaları ne yapayım, beni Hiltonada götürseniz istemem yanıtıyla çocukları ne yapabiliriz diye düşünmeye başladılar.

Veli köydeki gibi kutlayalım der, madem yasak köye gidemiyoruz, köyün karşısındaki mağarada kutlayalım fikrine abisi Hüseyin tamam der. Veli, eniştesiyle birlikte yılbaşından iki gün önce köyün karşısındaki mağarada hazırlıklara başlar, bunu duyan arkadaşları siz kafayı yemişsiniz, ya operasyon olursa ne yaparsınız madem dışarda kutlamak istiyorsunuz Mameki'de evin önünde kutlayın derler.

Markasoru uzaktan hissetmek, akan nehrin sesini duymak bambaşka bir şey olduğunu söylerler, anlamak istemeyenlere ma ne yapıyoruzki yılbaşını kutluyoruz derler.
Hazırlıklar tamda yılbaşı günü biter masaya çiçekleride koyarlar,
Kamer amca hayatının en güzel günlerinden birini uzaktanda olsa Markasora bakarak yaşar. Saatlerce eğlenirler çok sayıda mumu yakarak dilekte bulunurlar, yakın zamanda  barajdan dolayı suların altında kalacak mağarada babasının mutlu halini gören Hüseyin, yüksek sesle dilekde bulunur ma biz Markosorda baraj istemiyoruz ''Ma Markasorde Bendu Newazeme''.

Ocak 2012